Röportaj: Masis Aram Gözbek - Boğaziçi Caz Korosu Şefi
Röportaj: Masis Aram Gözbek

Müzik maceran nasıl başladı ve Boğaziçi Caz Korosu’na kadar nasıl geldi?

Üç yaşındayken anneannemlerin yazlığında karşılaştığım oyuncak bir melodika ile başladı. Müzik kanalından duyduğum şeyleri melodikayla çalardım. Yani tamamen deneme-yanılma içeren bir hikaye. Bu yüzden kendi kendini yetiştirmiş birine verilebilecek iyi bir örnek olduğumu düşünüyorum. 5 yaşında da oyuncak bir org aldılar. Bu sefer de kağıttan biletler yapıp insanlara konser veriyordum. Böyle müzik ilgisi başladı. Ardından 7 yaşımdan 14 yaşıma kadar kilise korosunda şarkı söylemeye başladım. Çok sesliliğin güzelliğini orada anladım diyebilirim. Nota okumayı da orada öğrendim ama ilginç olan kimse öğrettiği için değil. Bir iki kere melodi çaldıktan sonra ben ezberliyordum bir şekilde ve bu sefer sıkılmaya başladığımı hissettim. Oradaki fonksiyonları çöze çöze kendi kendime nota okumayı öğrendim. Yani duyum ve his hep tekniğimden önde gitti. Lisede de müzik grubumuz oldu. Orada düzenlemeleri ben yapıyordum. Şarkı söylüyordum, klavye çalıyordum falan. Radyo Boğaziçi’nin düzenlediği Battle of the Bands yarışmasında birinci olduk. Radyo Boğaziçi okulla tanışmama bu şekilde vesile oldu. Matematik okumak istediğime de karar verdim ve girdim okula. Kampüste geçireceğim yıllar beni ergenlikten yetişkinliğe götürecek bir köprü ve orada öğreneceğim her ne olacaksa çok değerli gözüyle baktım hep. Çünkü hayata adım atıyorsun. İlk defa Türkiye’nin pek çok farklı yerlerinden insanlarla bir araya geliyorsun ve sen de bir şeyin içine dahil oluyorsun. Dolayısıyla bu bilinç ben de hep vardı. Müzik Kulübü’nde caz korosuna katıldım. İki sene sonra o zamanki şefimiz Cihan’ın Amerika’ya gitmesi gerekti ve koroyu bana devretti. Bu şekilde başladı.

Peki, daha sonra koroda neler değişti?

Şimdi Boğaziçi Caz korosunu gördüğünüz zamanki izlenim ile o dönemki çok arasında alakasız bir durum var. Koronun seviyesi ile parçaların zorluğu uyuşmuyordu. Çok dağınık bir görüntü vardı. Kostüm falan yoktu. Slaytları, koreografileri sonradan ekledik. Bir buçuk ayda 9 tane parça çıkarttık. Bizim başlangıcımız böyle oldu. O günden beri de başladığımız gibi, ilk günkü emekle sürdürmeye çalışıyorum. Çok fazla şey değişti ama. 350 kişi geçmiş caz korosundan. Sonsuz şeyler yapıldı. Normalde koroların seksen yılda erişemeyecekleri noktaya biz sekiz yılda erişmiş olduk. Bunun dezavantajları da var tabi. Bazı şeyler çok hızlı ilerlerken ihmal edilenler de olabiliyor. Bu sefer onları toparlamaya çalışıyorsun. Yani bir binayı devralıyorsun, onu mükemmel hale getiriyorsun ama temelinde sıkıntılar var. O yüzden sürekli temeline girip bir şeyler yapmak gerekiyor. Ancak o binanın içinde insan yaşıyor. O yüzden de 3-4 aylık bir çalışma ile bitebilecek bir iyileşme 3-4 yılda oluyor, çok sabır gerekiyor.

masis aram gözbek röportaj

Kırılma noktanız The Battle of Jericho ile oldu ve bu video serüveni bir banka şubesinde devam etti. Bu fikir nasıl oluştu?

2010’da Koro Olimpiyatları için Çin’e gittik. 90 ülkeden 400 koronun katıldığı çok büyük bir organizasyon. İki tane üçüncülük, bir tane ikincilik ödülü aldık. O bizi uyandıran ve ufkumuzu açan etkinlik oldu. 2011’de de Avusturya’ya Dünya Koro Şampiyonasına gitmek istiyorduk. Ama paramız yok, ne yapabiliriz diye düşünürken video çekip yayınlayalım diye bir fikir çıktı ortaya. O dönemde video çekmek bir olaydı zaten, herkesin paylaştığı, izlediği bir şeydi. Fikir herkesin aklına yattı. Bir sabah çıktık sokaklara. Her yerde şarkı söylemeye başladık. Metro, otobüs, banka, alışveriş merkezleri, meydanlar, iskeleler, evlendirme dairesi… Yani insanların olduğu her yerde bir anda başlıyorduk. O gün baya turladık. Ertesi gün Facebook’a bir baktım, metroda mini konser diye tanıdık bir görüntü var. O gün çekilen videolardan bir tanesini rastgele seçilip paylaşmışlar. Benim haberim yok. Bir anda video acayip yayıldı. Bunun en önemli sebebinin samimiyet olduğunu düşünüyorum. Biz sesimizi duyurmak istiyorduk, amaç sponsor bulmaktı. Her zaman yaptığımız şeyleri bu sefer insanların içinde yaptık. Metro videosu bizim amaçlarımızın çok ötesine geçti. Marka konferanslarında, üniversitelerde örnek vaka çalışması olarak anlatılmış. Türkiye’de kültür sanat alanında da önemli bir dönüm noktası oldu. Çünkü insanların hem caza hem de koro müziğine bakışları çok değişti. Caz belli kitleler tarafından takip edilen, belli mekanlarda icra edilen elit müzik türü olarak Türkiye’de tanınmış. Aslında caz Amerika’da siyahilerin dayanışma müziği olarak ortaya çıkıyor. Bu video ile insanlar cazın sadece bir konser salonunda söylenmesi gerekmediğini, her yerde bununun söylenip dinlenebildiğini anladılar. Epey bir insan koro müziği ile tanışmış oldu, koronun sıkıcı olduğu algısı değişti. Sokakta simitçi Ahmet abi gibi bir profil Facebook’tan “Arkadaşlar bunu da söylesenize” diye paylaşımlarda bulunmaya başladı.

Gezi Parkı olayları sırasında “Çapulcu musun Vay Vay” ile güzel bir sempati kazandınız. O günü ve aldığınız dönüşleri anlatır mısın?

O sene mayıs ayında Paris’te konser turumuz vardı. Türkiye’de ne olup bittiğini de internetten öğrendik. Gezi başlamış yani. Dönüşümüze kadar da nasıl bir katkı sağlayabiliriz diye düşündük hep. Herkes bireysel olarak sağda solda aktifti zaten. Döndüğümüz gün de konserimiz vardı. Sahneye beyaz toz maskeleri ile çıktık. Herkes coşkuyla karşıladı. Konser sonunda da parka gidiyoruz diye söyledik. Biz parktayken korodan Kürşat mesaj attı. “Kızılcıklar oldu mu” türküsünün sözlerini değiştirmiş. Çok beğendik. Parkta hemen organize olduk, herkes 1 saat içinde çalıştı. Kürşat’tan bir mesaj daha geldi bu sefer de “entarisi ala benziyor” un sözlerini değiştirmiş. Kendi aramızda söylemeye başladık. Çok acayip bir coşku oluştu. Her şey spontane gelişti yani. İnsanlar da parçayı ezbere söylemeye başladı. Youtube a da İrem Dereci yükledi. Ertesi gün sosyal medyada her yerde bu video paylaşılmaya başladı. Cumhuriyet tarihinin en önemli halk hareketi olarak değerlendirilen gezi protestolarının simgesi, marşı oldu. Bu başka bir boyuttu artık. Bir sesli koronun türkü düzenlemesiyle bunu başarabilmiş olması Türkiye’deki koro müziği için çok inanılmaz bir nokta. Bunun verdiği duygu daha farklı bir şey oldu. İnsan sesi çok başka bir şey. Sana direk temas ediyor. Bunun gücü bu. Merkeze samimiyeti koymak zorundayız o olmasa kesinlikle bu kadar dağılamazdı. Bir yandan da sözleri çok akıllıca. İçinde saldırı barındırmayan ama mesajı da çok net bir şekilde ileten, esprili bakış açısı katan bir parça oldu. Yani aslında insanları zor günde motive etti. Bütün ana akım medyada çıktı. Bu vesile ile bu konudan haberdar olmayan pek çok eve bu taşındı. Karşıt görüşlü insanların akşam yemeklerinde çaldı. Belki biz de farkında olmadan insanların bilinçaltına bir şeyler söyledik. O yüzden bu çok özel bir durum. Herkesi bir araya getiren şey, halkın ortak tepkisi neyse biz de onu ifade ettik. En iyi bildiğimiz şeyle müzikle gerçekleştirdik bunu.

Sertap Erener ve Yasemin Mori ile yollarınız nasıl kesişti?

2005’ten bu yana benim çaldığım iyi gruplar vardı. Dolayısıyla pek çok arkadaşım oldu. 2007 senesinde Yasemin Mori de bir ekip oluşturuyormuş. Ekibin davulcusu da benim arkadaşım. Bana söyledi ben de değişik bir tecrübe çok güzel olur dedim, kabul ettim. Sertap Erener ile de Tuluğ Tırpan aracılığıyla tanıştık. Konserde ona eşlik ettik, pek çok şarkı söyledik. Son albümünde de “söz” parçasını akapelle olarak düzenledim.

İçinde bulunduğun projelerde hep kendinden emin ve mükemmeliyetçi olduğunu görüyoruz. Bu özelliklerin çalışma hayatına nasıl yansıyor?

Hiçbir şeye bir hobi gözüyle yaklaşmam. Ben bir şeyi kazanmak için oynarım. Müzik de hobi değildi. Hayatımda da benim hakkımda çok fazla insan çok şey konuşur. Kıskançlık durumu hayatımın her döneminde çok fazla oldu. Böyle bir kulağından girip diğer kulağından çıkan, duyarsız bir insan değilim. Çocukken pek anlamıyorsun da sonra işte sorun olabiliyor. Koroda da bu var. İnsanlar seni sadece bir şef olarak ya da koronun seviyesini kıskanmıyor. Senin hayatta geldiğin noktayı, başarını kıskanıyor. Yani mükemmeliyetçi olmak zorunda kaldım. Etrafın tarafından çok rahatsızlık verilince sen de hata yapmamaya odaklanıyorsun.

masis aram gözbek hayatı

Hrant Dink ile bir tanışıklığın var. Türkiye’li bir Ermeni olarak Hrant Dink senin için ne ifade ediyor? Bize biraz bundan bahsedebilir misin?

Ben Hrant Dink ile çok küçük yaşta tanıştım. İlk kez okul gazetesi hazırlayacaktım. Bizi Agos gazetesine götürdüler. Dink benim babamın okuldan arkadaşı birkaç dönem üstü yatılı okumuşlar. Buna üzücü demek hafif kalıyor. Bunlar cehalet kaynaklı, yazık olan şeyler. Bu yaşadığımız topraklarda bin yıl önce kimler yaşadı bilmiyoruz. Annem bunu hep söyler bir defasında bana da oldu. Anneme bazen soruyorlarmış siz nerden geldiniz diye annemde nasıl bir cevap vereceğini bilmiyormuş, biz buradaydık da siz nerden geldiniz diyormuş içinden. Tarihi iyi anlamak iyi kavramak gerek kültür tarih sadece kahramanlık öykülerinden ibaret değil. Tarih sadece 1071 Malazgirt Savaşı ile başlaya bir şey değil. Osmanlının içinde bu kültürü oluşturan en önemli mimari yapıları inşa eden, devlet kademelerinin en güvenilir yerlerinde olan kişiler Ermeni’ydi, Rum’du. Anadolu’yu Anadolu yapan bir sürü yemek, meze Ermenilerin ve Rumlarındı. Anadolu’daki acayip bir zenginlik var. Bizi biz yapan bu ortak kültürler, Avrupa’nın soğukluğunun burada olmaması, sıcakkanlılığımız … Dolayısıyla dürüst olmak ve tarihle yüzleşmek gerek bu sadece soykırım var mı yok mu konusu değil. Ama tarihi anlatmayınca da Hrant Dink’i öldürüyorlar. Kendi toplumuna ne verirsen orda o yetişir. Niye birini Ermeni diye öldürürsün ki . Bunu Hrant Dink’e yapana kadar yapacağın bir sürü kişi var. Dink halkların kardeşliğini savunan ve sorunlara çözüm arayan, elinden geleni yapmaya çalışan bir insandı. Ülke halkının bir arada huzur içinde ve birbirlerinin kültüründen etkilenerek, asimile olarak değil bir tehdit olarak değil yıllardır bir arada olan halkı tekrar bir araya getirmeye çalışırken biri geldi ve vurdu. Hrant Dink bir örnek. Böyle devam ederse başka insanlar da ölür. Halkın bilmediği böyle bir sürü hikayeler var. Bu noktada yapılması gereken kardeşliği, barışı ön plana koymak. Bunu tehdit olarak görmemek gerek. Ben şanslıyım galiba. Bazı arkadaşlarımdan çok saçma sorular alsam da içinde bulunduğum çevre dolayısıyla hiç böyle garip söylemlere maruz kalmadım. Facebook’taki müzik sayfama bir küfür gelmişti sadece Ermeni … diye. Ama bu çok normal çünkü gelin beni alın diye geziyorum ortalıkta. Kürt arkadaşlarım soruyor mesela bir sürü şey yapıyorsun, çok göz önündesin bir gün birinin kafası atar bir şey yaparsa ne yaparsın diyorlar. Açıkçası böyle bir şeyin hiç olmamasını umarak yaşıyorum. Aslında bunu hiç kulak ardı edemiyorum çünkü bu yaşadığımız yerin gerçeği. Tüm azınlıklar için şu an böyle bir durum var. Ben Türkiye-Ermenistan futbol maçı olduğunda Türkiye’yi tutan bir adamım çünkü hiçbir bağım yok orayla. Adım Ermeni olduğumu zaten belli ediyor. Bana Ermenistan’dan mı geldiniz diye soruyorlar yok diyorum ben İstanbul doğumluyum bir taraf Kayserili bir taraf Malatyalı Anadoluluyuz yani diyorum. Sonra bana onlar ne zaman gelmiş diyorlar. Kimse anlamıyor ki, öyle bir öğretilmiş, öyle bir kafasına çakılmış ki Ermeniler Ermenistan’da yaşar orda doğar orda büyür orda ölür. O yüzden en önemli şey doğru eğitim bu sorun çözülürse böyle nesiller yetişmez. Bir Ermeni olarak Türkiye’yi temsil ederken nasıl hissediyorsun diye soruyorlar merak edilebilecek bir şey bu. Türkiye benim vatanım benim toprağım benim insanım ben bu toprağın insanıyım o yüzden de ben Türkiyeli olarak görüyorum kendimi.

Ne tarz müzikler dinliyorsun?

Bazen müzik dinlemiyorum yani insanlar böyle çalışırken otururken buna zaman ayırır. Telefonuna falan yükler ben yola çıkarken yeni müzikler koymayı unutuyorum yine eski müziklerle yolculuğu geçiriyorum. Her tür müziği dinliyorum aslında Özellikle şunu dinlerim bunu dinlemem demiyorum. Her şeyin kalitelisini dinlerim. Böyle orta kalite olduğunda rap falan dinlemem ya da işte tekno falan dinlemem ancak çok iyiyse dinleyebilirim. Bülent Ortaçgil, Birsen Tezer, Mor ve Ötesi daha sayabileceğim sevdiğim bir sürü sanatçı var.
İleride ne tür projelerle ilgilenmeyi düşünüyorsun? Ve konser tarihlerini bizimle paylaşır mısın?
Şu an konser tarihi yok çünkü küçük bir ara veriyoruz bu dönem. Katılmayı planladığımız üç festival var. Birine davetliyiz bu Avrupa’nın en prestijli gençlik koroları festivali. İki yılda bir İsviçre’de düzenleniyor. 3-8 Mayıs arası İsviçre’deyiz. Buraya Türkiye’den katılan ilk koroyuz. Onun dışında Rusya’daki şu son durumlardan çekiniyoruz ama temmuzda Dünya Koro Olimpiyatları var. Çok fazla insana kendini dinletme şansı var orda sağlam koro etkinliklerinden biri. Temmuza kadar bu olayların azalacağını düşünüyorum. Birde ağustosta İtalya’nın Aretso şehrinde düzenlenen çok eski bir yarışma var. Avrupa Büyük Ödülü dedikleri çok önemli bir organizasyonun altı ayağından biri. Birde koro şenliklerimiz var. ODTÜ’ye de tekrar gelmek isteriz bizim ODTÜ konserlerimiz çok güzel geçiyor. Salon hep dolu, her seferinde acayip zevk aldığımız ve coşkulu bir seyirciyle karşılaştığımız yerlerden biri ODTÜ.

Son zamanlarında Boğaziçi Caz Korosu haricinde neler yapıyorsun?

Haricinde bir şey yapmayı çok istiyorum. Yaptığım bir şey var oda Gençlik Korosu. Onun dışında bu yıl Acapella Grup34 korosunu müzik direktörlüğüne başladım. Onlarla haftada bir çalışıyoruz. Nispeten yeni bir kadro kurduk güzel bir tempoya girdik. Saint Pulcherie Fransız Lisesi var orada bir koro çalıştırıyorum. Son iki yıldır çok gidemiyorum genelde asistanım gidiyor. Farkındaysanız hep korodan bahsediyorum başka bir şey galiba yapamıyorum. Yapmayı çok isterim çünkü son yıllarda tükendiğimi, beni besleyen kaynaklara geri dönmem gerektiğini ve nefes almam gerektiğini fark ediyorum. Bu son yılın bende ki en büyük olayı farkındalık yaşamak özellikle kendimle alakalı büyük şeylerin farkına vardım. Başka bir şey yapmak için adım atmam gerektiğinin farkındayım.

masis aram gözbek kariyeri

İyi bir koro şefi nasıl olur sence?

İyi bir koro şefi iyi insani niteliklere sahiptir. Gerçekten dürüst, çalışkan, adaletli, anlayışlı, sabırlı ve toleranslı olmalı. Bu özellikler bir şefte mutlaka olmalı çünkü sen insanla çalışıyorsun o insanı açabilecek bir kalbinin olması lazım yoksa ona hiçbir şey veremezsin, ondan da hiçbir şey alamazsın. Bunu yaparken çekince hissediyorsan kendinle halletmen gereken sorunların var, göstermek istemediğin şeyler var demektir. Şeffaf olmak lazım. Benim bir çalışmamı izleseniz demeye çalıştığım şeyi anlarsınız çalışmada ben kendimi rahatlıkla kaybedebilirim. Şef çalışmada insanlarla birebir temas halinde o yüzden fedakar olmak zorunda kendinden vermeyi kesinlikle esirgememeli. Her zaman 2-3 alabilmek için en az 10 vermek gerektiğini bilmeli. Çok kararlı olmak lazım çünkü senin yapacağın şeyden en ufak bir şüphen varsa orası hemen dağılır. Herkes dağıldığında senin toplu kalman lazım. Koro şefi olmanın en önemli özelliği denge unsuru olmaktır ve bu çok yorucu bir şey. Mesela sen kimseye olması gerektiğinden daha yakın ya da daha uzak davranamazsın sen hep ortada olmalısın. Senin attığın adımlar her zaman çok göz önünde koro şefi olmayan sen gibi hareket edemiyorsun çünkü o zaman dengeler bozuluyor. Arkadaşlık, ağabeylik, kardeşlik ve şeflik ilişkilerini de dengede tutmak gerekiyor çalıştırdığım koro üyelerinin çoğu benden büyük ancak şef olduğun zaman sen oranın tartışmasız hakimisin orda herhangi bir laubali harekete asla izin vermem. Ama ara verildiğinde de arkadaşsın kardeşsin o ikisinin mesafesini ayarlayabilmek bizim insanımızın çok iyi yaptığı bir şey değil. O yüzden de o mesafeyi ayarlamak sana düşüyor. Orkestra şefinden farklı olarak da insanlara çok iyi motivasyon vermen gerekiyor çünkü insan sesine direk hükmediyorsun ve insan sesi çok kırılgan ve hassas herhangi bir gerginlikte, tereddütte, korkuda yada sevinçte, mutlulukta çıkan sesler bambaşka oluyor. Mesela bir kemancı bir önceki gün babasını kaybetmiştir kemandan çıkan ses bir yere kadar değişir ancak aynı kişi şarkı söylemek isterse ses direk etkilenir. O yüzden de doğru motivasyonu sağlamak çok önemli.

Size alternatif olarak çıkabilecek diğer sesli korolara bakış açın nedir? Bu projeleri destekler misin? Yoksa rakibin olarak mı görürsün?

Alternatif koroları kesinlikle desteklerim ve rakibim olarak da görmem çünkü bu işte bir rekabet olmaması gerekiyor. Bu işte ki tek gösterge senin kendi çizgin, varabildiğin nokta ve kendi kendini aşma gereği duyarsan bu seni mutlaka bir yerlere getiriyor. Bu işi Türkiye’de iyi yapmak için Türkiye’nin dışına çıkmak gerekiyor. Gerçekten çok zor koşullarda Boğaziçi Caz Korosu dünya şampiyonu oldu. Bu önemli bir başarı ancak ben bunu hiçbir şey olarak görüyorum. Eninde sonunda bir yarışmada birinci olundu bence önemli olan bir kültür oluşturmak o yüzden bu tarz durumlarda kendine dürüst olmak çok önemli. Geldiğin seviye konusunda kendine dürüst olman ve kendini kıyaslayabileceğin sadece etrafından eşinden dostundan değil de dünya standartlarından birinin olması gerek. Koroların ya da ekiplerin kendileriyle bir rekabet içinde olmaları kendilerini hep yukarı taşımaları gerekir böylece seviye yükselir. Koro müziğinin temelinde rekabet değil birliktelik var. Mesela biz birçok koroyla ortak projeler yapıp çalışıyoruz. Ama ne yazık ki rekabet var ve bunu en çok da Boğaziçi Caz Korosu yaşıyor. Biz en iyi şarkı söyleyen koro olduğumuzu iddia etmiyoruz ama Türkiye’de bugüne kadar birçok şeyde söz söyledik ve Türkiye’yi 360 derece ele alınca Boğaziçi Caz Korosu tartışmasız zirvede bunu her zaman söyleyebilirim.

Furkan Şaldır – Elvin Köksal – Dilara Bozdoğan | ODTÜ Makine Mühendisliği

Yazar

ODTÜ İşletme Topluluğu

ODTÜ
İşletme

İlgİlİ Yazılar

Guddu & Shani Röportaj

Guddu & Shani Röportaj

Unilever Finans Direktörü: Pelin Gündoğan

Unilever Finans Direktörü: Pelin Gündoğan

0 Yorum

Yorum Yaz