Röportaj: Ömürden Sezgin - N11 Marka Mühendisi
Röportaj: Ömürden Sezgin

Ömürden Sezgin 1981 Temmuz ayı Samsun doğumlu. 2004 yılında ODTÜ Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun olan Sezgin, yaz tatillerinde Avrupa’nın çeşitli ülkelerine gitti. Danimarka, Almanya ve Portekiz’de kaldı ve stajlar yaptı. 2004-2006 yılları arasında Robert BOSCH’ta çalıştı. 2006 yılında aldığı kararla istifa edip, Tayvan hükümetinin bursu ile Taipei’ye gitti. Orda 6 ay kalarak, İngilizce, Almanca ve Fransızca bilgisine bir de Çince’yi ekledi. Aynı anda ODTÜ’de online olarak bilişim yüksek lisansını tamamladı. Tayvan NTU üniversitesinde Girişimcilik dersi asistanlığının yanı sıra, Uzak Doğu insanı, yaşamı ve özellikle yemekleri hakkında araştırma ve incelemelerde bulundu.

2007 yılından itibaren Markam şirketinde marka danışmanı olarak çalışan Sezgin, özellikle teknolojiden, telekomünikasyona, yapıdan ve hızlı tüketim sektörüne birçok firmaya stratejik pazarlama ve markalaşma konularında danışmanlık yapmaktadır. Markalaşmanın bilimsel ve stratejik, uzun vadeli planlarla gerçekleşeceğine inanan Sezgin, kendini Türkiye’nin ilk ve tek Marka Mühendisi olarak tanıtmaktadır.

Kendisi aynı zamanda 2 tane kitabın yazılmasına öncülük etmiştir (TecrübEM ve SeyahatnamEM), iki tane blogu vardır (omurdensezgin.wordpress.com ve markamuhendisi.wordpress.com) ve Sırtçantalılar Topluluğu’nu kuran kişilerden birisidir.

Tuna Atmaz: N11 ismini ve logosunu seçmenizdeki sebep nedir?
Ömürden Sezgin: Uğur böceğini seçmemizin sebebi doğaya bu anlamda borçlu olduğumuz için, doğanın o sembolünü biz markamızın sembolü haline getirdik. 11 ise Kore’den geliyor, ortağımız Koreli onların “Eleventh Street” yani “11. Cadde” adında bir e-ticaret platformları var. Ortaklarımız buraya geldiklerinde 11 ile ilgili bir şey olsun istediler, biz başka isimler bulmuştuk ama sonra n11.com domainini aldık. Bu sayede Türklerin uğur böceğini ve Korelilerin 11’ini bir araya getirdik ve alışverişin uğurlu adresini hayata geçirmiş olduk.

TA: N11 yeni bir marka, 4 sene bile olmadı hayata geçeli…
ÖS: 3. senesi olacak 11. Nisan’da. Ama 4 sene demen güzel bizim açımızdan, ne güzel kısa zamanda yaşlı hissettirmişiz kendimizi.

TA: N11’in bu kadar kısa sürede başarılı olmasındaki önemli faktörler nedir sizce? Reklamlarınız mı, insanların ürünleri ucuza alabildiği bir site olmanız mı?
ÖS: E-ticaret sektörünü anlatayım önce: Şu anda e-ticaret sektöründe toplam perakende 400 milyar dolar, onun 1.6 milyar doları internet üzerinde. Yani çok az bir bölümü internette dönüyor fakat e-ticaret potansiyeli gayet yüksek bir alan. Biz buraya girdiğimizde bu pazardaki boşluğu zaten görmüştük ve kurarken de aidiyeti olan bir marka yaratalım dedik, yani bir alışveriş merkezine belki evine yakınlığından dolayı veya oradaki markalardan dolayı yakın olabilirsin, daha sıcak bakıyor olabilirsin ama e-ticarette öyle bir şey yok; her şey bir “.com”da, bir klikte bitiyor. Biz onun için logosuyla, duruşuyla, kimliğiyle, kişiliğiyle çok daha sıcak, samimi ve renkli bir marka yaratalım istedik, bütün reklamlara da bunu taşıdık zaten.

Bu arada e-ticaretin merkezinde vardır ucuzluk, ama biz ucuz lafını kullanmak yerine uygun fiyatı, avantajı tercih ediyoruz. Uğurdan kastımız da o zaten, uğurlu adres olmamızın nedeni insanlara sunduğumuz kampanyalarla, kuponlarla, puanlarla böyle bir dünya yaratmamız. Bu sayede insanları satışa döndürdük ve beraber sıcak bir bağ kurduk.

TA: E-ticaret yaygınlaştıkça rakipleriniz artıyor, bunun haricinde sizden çok daha eski rakipleriniz var aynı sektörde. Bu rekabette nasıl canlı kalabiliyorsunuz, öbür markaların arasından nasıl sıyrılabiliyorsunuz?
ÖS: Bizim bir kere iş modelimiz farklı, yani iş modelimiz bir sektöre, bir alana yönelik dikey bir iş modeli değil. Ev, araba, canlı hayvan dışında bütün ürünleri satıldığı bir platformuz. Şu an 21.5 milyon ürün, 38500 mağazamız var. İnsanlar geliyor ve bize mağaza açıyorlar yani Türkiye’nin 81 ilinde mağaza var. 15-17 senelik markalar var, mesela Hepsiburada da kendi açık pazar platformunu kurmaya başladı, Gittigidiyor da kendi 2. el algısını yıkmak için slogan ve logo değişimine gitti. E-ticaret sektörü de üç markalı, beş markalı; ana büyüklerin olduğu bir pazar olmaya doğru gidiyor. Konsolidasyonlar başlıyor ve insanlara böyle bir açık pazar platformunda mağaza açmak daha cazip gelmeye başlıyor. Şu an karlılığı çok olan bir sektör değil ama potansiyeli var.

TA: Normal pazarlamadan e-pazarlamaya geçen kişi sayısı artacak yani.
ÖS: Aslında tam olarak öyle değil; ben televizyonda olmak zorundayım, radyoda olmak zorundayım gazetede olmak zorundayım ve aynı zamanda dijitalde de olmak zorundayım. Biraz konvansiyonel olmak lazım, çünkü Türkiye’nin gerçeği bu: İnsanlar sık sık televizyon izliyorlar, radyodan bilgileri alıyorlar, gazete okuyorlar. Bir de dijitalin şu anda televizyon kadar etkisi yok, sen televizyonda gördüğün bir şeyi "Aa işte bu büyük iş" diyorsun fakat dijitalde gördüğün zaman öyle demiyorsun. Bu içeriğe de bağlı olabilir yani "vaaa " diyebileceğin esprili ve viral bir video seni bir anda o markaya aşık edebiliyor. Şu an gitgide gazete azalıyor, dergi azalıyor ve dijitale kayıyor; hatta internetten daha çok mobile kayıyor. Bizim mağazamız da link olduğu için biz de o dünyada bir şeyler üretmeye çalışıyoruz ve her şeyin ölçümünü yapıyoruz.

TA: Yaptığınız iş bakımından sizce hayal ettiğiniz yerde misiniz, N11 ideal yer mi sizin için yoksa başka kariyer hedefleriniz var mı?
ÖS: Başka hedeflerim tabii ki var. Ben endüstri mühendisiyim bu arada, hardcore mühendistim, fabrikada başlamıştım. Sonra Tayvan Hükümeti’nin bursuyla Tayvan’a gittim ve orada 6 ay kaldım. Pazarlamayla tanışmam burada oldu, yine bizim ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nden mezun bir abimiz dedi ki “Senin bu heyecanın, bu örgütçü yapın tamamen pazarlamaya uygun.” Elimde bir bayrak var yani; sen nasıl topluluğunun, okulunun logosunu göğsünde taşıyorsan, şu bölümün mezunuyum diyorsan sen de bu yarışın içindesindir. Ben de N11’de çalışıyorum veya Karadenizliyim diyorum, ODTÜ mezunuyum diyorum; bu logolar şu an hayatımdaki beni ben yapan işler. Pazarlama da böyle bir şey; yani hem bulunduğun şirket hem yaptığın iş anlamında bir aşk yaratma mecburiyetindesin. 6 sene marka danışmanlığı yaptım, Türkiye’deki markaların stratejisini ve onların ileriye dönük planları konusunda logo değişimi olsun, reklamları olsun, hedef kitleleri olsun bu konularda danışmanlık yaptım. Sonrasında N11.com’un kurulumunda yer aldım. Bebek gibi elimize doğdu N11, bu anlamda annesiyim veya babasıyım diyebilirim. Sıfırdan bir şey doğurmak, onun heyecanıyla beraber gidebilmek çok keyifli ama tabii bundan sonra hedeflerim devam edecek. Buradan aldığımız tecrübeyle belki memleketimizde daha faydalı olabilecek işler çıkartacağız, yani benim hayalim bu topraklardan dünya markası çıkartabilmek.

TA: Artık sık gördüğümüz bir trend var: Mühendislik mezunları satış, pazarlama, denetim gibi alanlara kayıyor. Sizce mühendis olmanızın size kattığı bir avantaj var mı?
ÖS: Mühendis demek matematik, muhasebe bilen anlamına geliyor. Hayatın temel taşı matematik zaten, yaptığımız işte matematik kullanmak zorundayız. Özellikle bir pazarlamacı, bir finansçı olduğun zaman matematiksel olarak senin çıkartacağın işin neye fayda sağlayacağını, neye dönüşeceğini bilmen gerekiyor. Bir pazar analizi yapman lazım, mesela demen lazım ki “Ben 300 bin adam hedefliyorum”, ‘’Yaptığım iletişim çalışmasında şu konuları işliyorum” ve çıkan sonuçta da “Ben 300 bin kişiye değil 55 bin kişiye ulaştım ve 55 bin kişinin 10 binini satışa döndürdüm” ve bundan sonra “Bu benim için başarıdır, çünkü önceki çalışmalarımda 7 bin kişiyi satışa döndürmüştüm” gibi bir hesap yapman lazım ve bunların hepsi matematikle mümkündür. Kendi yaptığın işi ölçümleyebilmen lazım çünkü ölçemediğin şeyi yönetemezsin. Mühendislikte lazım olan bu analitik zeka da bana aslında bu anlamda bir yönlendirme sağlıyor, hatta ben dedim ki “Marka yaratıcılıkla alakalı, mühendislik matematikle alakalı”. Ben de bu ikisini “Marka mühendisi” diye birleştirdim, hatta kendime marka mühendisi diyorum.

Biz burada sayısal pazarlama yapmaya çalışıyoruz, her şeyi 11’le bağlamaya çalışıyoruz. Mesela 11 TL değerinde kupon veriyoruz, yüzde 11 indirim yapıyoruz çünkü insanlarda o algıyı yaratmak önemli. Ürünler fabrikalarda yapılır, markalar zihinlerde; işte zihinlerde marka yapmayı ben marka mühendisi olarak bu noktaya getirdim.

ömürden sezgin röportaj

TA: Stajyerinizden hangi özellikleri gösterebilmesini beklersiniz?
ÖS: Farklı birimlerimiz var tabii, ama pazarlamaya gelen stajyerde bir kere iyi koku almasını beklerim, sektörü iyi bilmesini beklerim. Yani geldiği sektör ile bilgili, sosyal medyada bunu bloglardan, makalelerden bunu koklayan, “Abi dünyada şöyle şöyle olmuş” diyebilen bir kişi olmasını beklerim. Bunun tecrübeyle alakası yok, meraklı olması önemli. Birbirimizle konuşarak yükselebilmemiz lazım, “bunu yapalım bunu yapalım” dememiz lazım. Aynı zamanda üretken olmasını beklerim, fikir üretmesini beklerim. Konuşup, okuyup gelişen, ”Abi şunu kazanmak için böyle yapalım mı” diyebilen birisi olmasını beklerim çünkü hayatta üretebilmek ve bunu iyi tanıtabilmek önemli. Şimdi oturalım şu masa nasıl yapılır diye fabrika planı çıkartabiliriz yani olanağımız var, amaç insanlarda onu bir araya getirip, bir konsept haline getirip sunabilmekte.

TA: Çok teşekkür ederiz bu güzel röportaj için, çok keyifliydi 
ÖS: Keşke 11 tane soru sorsaydın, biz 11’i severiz.

Tuna ATMAZ - ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği

Yazar

ODTÜ İşletme Topluluğu

ODTÜ
İşletme

İlgİlİ Yazılar

Röportaj: Ender Merter

Röportaj: Ender Merter

Unilever'de Çalışmak!

Unilever'de Çalışmak!

0 Yorum

Yorum Yaz